yalan için Türkçe-İngilizce çeviriler:

lie · tell a lie · false, falseness · wrong · story · perjure · falsehood · deceit · fib · untrue · fiction · sham · fabricate, fabrication · prevarication · falsify · diğer çevirileri

yalan lie

Danny Pink, seni seviyorum ve seni bir daha asla göremeyeceğim, özür dilerim. Yalan söylediğim için özür dilerim.

Danny Pink, I love you and I'll never see you again, and I'm sorry, I'm sorry, I lied, I'm sorry.

Doğruyu söyle bana ve sakın Sakın yalan söyleme.

Tell me the truth and don'T don't lie to me.

Evet, bu da demek ki hâlâ bana yalan söylüyor.

Yeah, which means he's still lying to me.

yalan tell a lie

Hey bebek, bana yalan söyleme. Bu doğum günü partisi büyük bir sürpriz!

Hey baby, don't tell me no lies This birthday party is a big surprise!

Lütfen bana yalan de. Lütfen.

Please tell me it's a lie.

O yüzden minik bir yalan söyleyeceğim, tamam mı?

So I'm just gonna tell a little lie, okay?

yalan false, falseness

Bu ifade doğru mu, yalan mı?

Is this statement true or false?

Hayır ama yalan da değil.

No But not false either.

Onlar yalan ama, benim imzan onları doğru yapacaktır.

They're false words, but my signature will make them true.

yalan wrong

Bu doğru ve yanlış arasındaki farkı bilmek hakkında, yalan ve gerçek arasındaki farkı

This is about knowing the difference between right and wrong, between the truth and a lie.

Yani ya biri yalan söylüyor ya da yanlış dört adamı yakaladık.

So either someone's lying or we got the wrong four guys.

Bu yanlış, değil mi polise yalan söylemek?

That's wrong, isn't it lying to a policeman?

yalan story

Ama o hikayeyi yazmak için yalan söyledin.

But in order to get that story, you lied.

O hikayelerin hepsi yalan.

Those stories are all lies.

Bir hikayede yalan söyledin ve kaynağı tamamen uydurdun.

You lied on a story, just completely fabricated the source.

yalan perjure

Birkaç yıl önce, üvey annem yalan beyanname verdi ve masum bir adam hapse girdi.

A few years ago, my stepmother perjured herself, and an innocent man went to prison.

Bay Sandefur'un kendisinin yalan söylediğine inanıyorum çünkü o ifadeleri çok dikkatli izledim.

I believe Mr. Sandefur perjured himself because I watched those testimonies very carefully.

Yeminliyken yalan söyledin, Edgar, çok kolay kanıtlanabilecek bir yalan söyledin.

You perjured yourself Edgar, and the lie was an easily provable one.

yalan falsehood

Sesin her tonu bir yalan, her davranış bir aldatmaca, her gülümseme aslında yüz ekşitme.

Every tone of voice a lie, every gesture a falsehood, every smile a grimace.

Alexander küçük bir maket çaldı, sonra da yalan söyledi.

Alexander stole a small model, then told a falsehood.

Tootie Smith, bu korkunç bir yalan.

Tootie Smith, that's a monstrous falsehood.

yalan deceit

Bu Belediye Başkanı ve onun köleleri, kendilerini yalan ve aldatmaların odağında olduğunu tekrar tekrar kanıtlamıştır.

This mayor and his minions have proven themselves again and again to be purveyors of lies and deceit.

Her şey açık olacak. Yalan yok, riya yok!

It's all out in the open, no lies, no deceit.

Ve büyüdükçe daha çok yalan ve hile.

And as it grows more lies, deceits.

yalan fib

Küçük yalanını ele alalım, mesela.

Take your little fib, for instance.

İskoçya'da biz buna beyaz yalan deriz, Yüzbaşı.

In Scotland we call that a fib, captain.

İncil tamamen saçmalıklarla ve beyaz yalanlarla doludur.

The Bible's chockfull of little fibs and out-and-out BS.

yalan untrue

Bu, bunu tamamen yalan yapmaz.

That doesn't make it untrue.

Bu yalan mı?

Is that untrue?

Yalan söylenince ışık kırmızıya döner.

If something's untrue,the light turns red.

yalan fiction

Yoksa bir avuç yalan, kurgu eseri mi?

Or just a bunch of lies, huh, pure fiction.

O da yalan?

Is that a fiction?

Uydurma yok. Yalan yok.

No fiction, no lie.

yalan sham

Ne bir yalan!

What a sham!

O kavga yalan mıydı?

That fight was a sham?

yalan fabricate, fabrication

Müvekkiliniz sıradan bir yalancı değil Bay Baerwitz kendisi, uydurma ve ürpertici bir yalan makinesi.

Your client is not just a liar, Mr. Baerwitz she's a fountain of grisly, insane fabrications.

Bir hikayede yalan söyledin ve kaynağı tamamen uydurdun.

You lied on a story, just completely fabricated the source.

yalan prevarication

Beni terk ettiğinden iki gün sonra, yalan söyleme.

Two days after you left me, don't prevaricate.

yalan falsify

Altı yıl önce, mutlaka yalan makinesini yanıltmış olmalı.

Six years ago, he must surely have falsified his polygraph.