açlıktan

Aşırı nüfus, küresel ısınma, kuraklık, açlık, terörizm.

Überbevölkerung, globale Erwärmung, Dürre, Hungersnot, Terrorismus.

Bakkallar, işportacılar, tüccarlar, neredeyse açlıktan ölüyorlardı.

Krämer, Händler, Geschäftemacher. Wär' beinah verhungert dabei.

Paçavra yerine ipek, para yerine nezaket, açlık yerine sınırsız yemek.

Seide statt Lumpen, Freundlichkeit statt Reichtum, Essen statt Hunger.

Açlık grevine başlamak çok ciddi bir iş.

Ein Hungerstreik ist eine ernste Angelegenheit.

Bu akşam açlıktan ölen bir orkestram var.

Ein verhungerndes Orchester hatte ich heute Abend.

Tüm protein paketlerini almamız gerek, yoksa açlıktan ölürüz.

Wir brauchen alle Proteinpacks, oder wir werden verhungern.

Hadi ama, açlıktan ölüyorum.

Komm schon, ich verhungere.

Şimdi Ya donarak ya açlıktan öleceğiz

Entweder erfrieren wir oder wir verhungern.

Üç milyon insan açlıktan öldü.

DREI MILLIONEN MENSCHEN VERHUNGERTEN.

Ya paylaşırız ya da açlıktan ölürüz.

Wir teilen, oder wir verhungern.