aydınlanma

Lily, bir aydınlanma yaşadım.

Lily, ich hatte eine Offenbarung.

En sonunda Baptiste için parfümcülüğün gizemli dünyası aydınlanmaya başlamıştı.

Und für Jean-Baptiste erschloss sich endlich das geheimnisvolle Handwerk des Parfumeurs.

Aniden, bir uyarı bile olmaksızın Olive Snook küçük ancak çok gerçek bir aydınlanma yaşadı.

Plötzlich, ohne Vorwarnung, hatte Olive Snook eine winzige, aber doch sehr reelle, Offenbarung.

Ama benim için bir aydınlanma demekti.

Aber für mich war es eine Offenbarung.

Hayır, beyler, siz bir aydınlanma istemiyorsunuz.

Nein, meine Herren, Sie wollen keine Erweckung.