bırakmak için Türkçe-Almanca çeviriler:

lassen · Überlassen · freilassen · verlassen · loslassen · aufgeben · abgeben · belassen · vererben · ablegen · verzichten · abtreten · aussetzen · liegenlassen · abbrechen · abreisen · aufbrechen · diğer çevirileri

bırakmak lassen

Lütfen beni yalnız bırakın!

Lasst mich bitte allein!

Haydi ama, bırakın onu!

Kommt schon, lasst sie los!

Sadece beni rahat bırak.

Lass mich einfach in Ruhe.

bırakmak Überlassen

Bu yürüyen ucubeye ne Alais'i ne de Akitanya'yı bırakacak değilim!

Ich werde weder Alais noch Aquitanien dieser Rotznase überlassen.

Kraliçe ve ben kararı sizlere bırakıyoruz lordlarım.

Die Königin und ich überlassen euch die Entscheidung, Mylords.

Ragnar, Kattegat'ı ilgilenesin diye sana bıraktı.

Ragnar hat Kattegat in deiner Obhut überlassen.

bırakmak freilassen

İkisi de teknik yetersizliklerden serbest bırakıldı.

Beide wurden freigelassen aufgrund rechtlicher Detailfragen.

İşte bu yüzden onu serbest bırakmalıyız!

Deswegen sollten wir sie freilassen.

Kaçtı veya serbest bırakıldı.

Entkommen oder freigelassen worden.

bırakmak verlassen

Onlar bizi bıraktı Oliver.

Sie haben uns verlassen, Oliver.

O halde beni neden bıraktı?

Warum hat sie mich dann verlassen?

Beni bunun için mi bıraktın?

Dafür hast du mich verlassen?!

bırakmak loslassen

Bırak dedim sana.

Ich sagte loslassen!

Her neyse işte; bu benim için en büyük uyarı oldu salıvermek, kontrolü elden bırakmak için

Jedenfalls war das für mich der größte Weckruf. Loslassen, die Kontrolle aufgeben.

Seni bırakmak benim için zor olacak.

Es ist schwer für mich, dich loszulassen.

bırakmak aufgeben

Her neyse işte; bu benim için en büyük uyarı oldu salıvermek, kontrolü elden bırakmak için

Jedenfalls war das für mich der größte Weckruf. Loslassen, die Kontrolle aufgeben.

Holly, bu deneylerin hepsi bırakılmıştı.

Holly, alle diese Experimente wurden aufgegeben.

Donna, bu hayatı bırakmam için bana yalvardı.

Donna hat mich angefleht, das Leben aufzugeben.

bırakmak abgeben

UPS'liler benim için bir şey bıraktı mı?

Hat der UPS-Kurier etwas für mich abgegeben?

Bayan Newly, terzi sizin için birşey bıraktı.

Ms. Nelly, der Schneider hat etwas für Sie abgegeben.

Sadece bunu bırakmak istedim.

Ich wollte das hier abgeben.

bırakmak belassen

Bırakalım öyle kalsın.

Belassen wir's dabei.

Orada bırakalım, tamam mı?

Belassen wir's dabei, ok? Nein.

Ama bu konuyu burada bırakmak zorundayız.

Aber wir werden es dabei belassen müssen.

bırakmak vererben

O kadar parayı niye bana bıraktı acaba.

Warum er mir wohl das Geld vererbt?

Elbette. Büyükbabam bana Birçok şey bıraktı.

Großvater hat mir viele Dinge vererbt.

Annesi ona bir şey bırakmadı mı?

Hat ihr ihre Mutter nicht etwas vererbt?

bırakmak ablegen

Buraya bırak, Thomas!

Hier ablegen, Thomas!

Bir rahibenin bir asker için ruhbaniyeti bırakması mı?

Eine Nonne, die ihre Ordenstracht für einen Soldaten ablegt.

Yani LL Havalı Reid gibi davranmayı bırakıp, Dr. Reid gibi davranmanı öneririm.

Es wäre also angebracht, Ihr LL-Cool-Reid-Verhalten abzulegen und sich wie Dr. Reid zu benehmen.

bırakmak verzichten

Ve sen de neden formaliteleri bir kenara bırakıp işe koyulmuyoruz diyorsun?

Sie denken also‚ warum nicht auf die Νettigkeiten verzichten und zur Sache kommen?

Kara Zor-El'i rahat bırak.

Verzichte auf Kara Zor-El.

bırakmak abtreten

Sen bu işleri bırakırsan ben de bırakırım.

Wenn du abtrittst, trete ich auch ab.

Clay başkanlığı bıraktı.

Clay ist abgetreten.

bırakmak aussetzen

Ve o da seni başıboş bıraktı.

Und er hat Sie ausgesetzt.

Times Meydanı'nda bırakılmış bebek" mi? Yapma, bu çok yumuşak.

Baby am Times Square ausgesetzt." Komm, das ist zu schnulzig.

bırakmak liegenlassen

Gidince çevreye zararlı soğutucularımızı geride bırakabilir miyiz?

Können wir unsere umweltschädlichen Styropor-Kühler liegenlassen, wenn wir gehen?

Bak, biri sinema için bedava patlamış mısır kuponu bırakmış.

Schau, jemand hat einen Gutschein für Kino-Popcorn liegenlassen.

bırakmak abbrechen

O Okulu bıraktı.

Sie hat abgebrochen.

bırakmak abreisen

O gittiğinde kalıntılar bırakır ve o kalıntıların da gitmesi gerekir.

Und die Abgereisten sollen zurückbleiben und die Zurückgebliebenen sollen abreisen.

bırakmak aufbrechen

Biri zombiler için o kapıyı açık bırakmış.

Irgendjemand hat die Tür für die Zombies aufgebrochen.