bulanıktı

Yüzü bulanık bir adam görüyorum.

Ich sehe ein verschwommenes Gesicht.

Her şey bulanık.

Alles ist unscharf.

Bulanık görme. Ağzın kuruması.

Schwächeanfälle, trockener Mund

İdrar torban da bulanık.

Dein Urinbeutel ist auch trübe.

Motor kaslarında zayıflama, bulanık görme.

Verlust der Motorik, verschwommene Sicht.

Şiddetli ve geçmeyen göğüs sıkışması hazımsızlık, bulanık görme, nefes darlığı.

Heftige und dauerhafte Anspannung in der Brust, Verdauungsstörung, verschwommene Sicht, Kurzatmigkeit

Her şey neden bu kadar bulanık.

Warum ist alles so verschwommen?

Bir şey görmüştüm, bulanık şeyler.

Ich sah etwas etwas Verschwommenes.

Bir saat daha dışarıda kalsaydı bulanık bir havuzumuz olacaktı.

Noch eine Stunde draußen und wir hätten einen Pfuhl gehabt.

Nem yükseldiğinde ve ürünün bulanıklaşmaya başladığında ne olacak?

Wenn die Luftfeuchtigkeit steigt und dein Produkt trüb wird?