geçmişe

Yakın geçmişte geliştirilmiş zararsız bir radyoaktif cihaz.

Ein kürzlich entwickeltes harmloses radioaktives Gerät.

Harry'nin geçmişi tam bir mayın tarlası.

Harry's Vergangenheit ist wie ein Minenfeld.

Geçmiş geçmişte kaldı, değil mi?

Vergangenheit ist Vergangenheit, oder?

Açıkça görülüyor ki bir yıl geçmiş.

Offensichtlich ist ein Jahr vergangen.

KasaIivich'in geçmişi beni endişelendiriyor.

Kasalivichs Vergangenheit macht mich nervös.

Bu battaniye çok değişken bir geçmişe sahip.

Diese Decke hatte eine äußerst bunte Vergangenheit.

Hayır, delip geçmiş.

Nein, glatter Durchschuss.

İkinizin bir geçmişi var, değil mi?

Ihr beiden habt eine Vergangenheit.

O Phoebe'nin geçmiş hali.

Sie ist Phoebes Vergangenheit.

Bir şeyler geçmiş olabilir.

Etwas könnte hindurchgekommen sein.