malıdır

Tüm defolu mallar, yakıp kül edilecek.

Alle abgewiesene Ware wird eingeäschert

Bu insanlar Randy'nin mallarını biliyorlar.

Diese Leute kennen Randys Inventar.

Tahta bir kutu. Bali malı.

Eine Holzkiste Balinese

Çalıntı mallar satarak.

Sie verkaufen Diebesgut.

Ucuz mallar kataloğunda.

Eines billigen Modekatalogs.

Ben kimsenin malı değilim.

Ich bin niemandes Eigentum.

Malı başka bir yakuzadan almaya başlamışlar.

Aber eine andere Yakuza-Familie verteilt auch Drogen.

Faşistlere komünist malı kurşunlar veriyordum.

Ich verkaufte Kommunistenkugeln an Faschisten.

Nottingham'ın hazinesi. Topluluğumuzun malı.

Nottinghams Kasse, unsere Gemeinschaftskasse.

Teknoloji Yasası tahtındaki bir İnbot teknik tüketim malıdır.

Ein Hubot ist laut den Technik-Gesetzen ein technisches Konsumenten-Produkt.