yaşayan

Burada başka insanlar da yaşıyor.

Hier leben auch noch andere Menschen.

Ben her zaman burada yaşamak istedim.

Ich wollte schon immer hier leben.

O zaman neden burada yaşıyorsun?

Warum wohnen Sie dann hier?

Yaşayan akrabaların şartlarına baktığımda bir şey bulamadım.

Hinsichtlich lebender Angehöriger habe ich nichts gefunden.

Dün büyük bir istihbarat başarısızlığı yaşadık.

Wir haben gestern ein massives Geheimdienstversagen erlitten.

Geçen sene kötü bir boşanma yaşamıştı.

Sie hatte letztes Jahr eine schlimme Scheidung.

Yaşayan bir müttefike ihtiyacım var, bir şehide değil.

Ich brauche einen lebenden Verbündeten, keinen toten Märtyrer.

Burada başka kim yaşıyor?

Wer wohnt noch hier?

Sosyoekonomik olarak konuşursam sen daha çok Latinlerin yaşadığı yoksul mahalledensin.

Sozioökonomisch gesprochen sind Sie eher eine innerstädtische Latina.

Kızım da burada yaşıyor.

Meine Tochter lebt hier auch.